Hepatoselüler Karsinom
Hepatoselüler karsinom, karaciğerin kendi hücreleri olan hepatositlerden kaynaklanan bir primer karaciğer tümörüdür. Dünyada en sık rastlanan kanser türlerinden birisidir. En önemli nedeni hepatit B ve C enfeksiyonlarına bağlı kronik karaciğer hastalığıdır (siroz). Bu durum özellikle Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkeleri için geçerlidir. Hepatit B ve C nin aşılama nedeniyle az görüldüğü Avrupa ve ABD de ise en sık HCC nedeni kronik alkol tüketimine bağlı gelişen sirozdur.
Nasıl tanı konur?
HCC, bazı hastalarda karın ağrısı, iştahsızlık, kansızlık, bulantı, yorgunluk ve sarılık gibi belirtilere yol açar ve yapılan tetkikler sonucu tanı konur. Bazı hastalarda ise, başka bir nedenle yapılan karaciğer ultrasonu, tomografisi ya da emar tetkiki ile tesadüfen saptanır. HCC hastalarında kan tahlillerinde genellikle kan değerlerinde düşme ve kanama zamanında uzama görülebilir. En tipik bulgu alfa fetoprotein (AFP) denen bir maddenin kanda yükselmesidir. Bu her hastada olmamakla birlikte, sirozlu bir hastada AFP yüksekliği kuvvetle HCC varlığını gösterir.
HCC ultrason, tomografi ya da emar filmlerinde görülebilir. Özellikle tomografi ve emar da, damardan verilen ilacı hızlı ve kuvvetli olarak tutması ve sonra da yine erkenden bırakması (wash out) tipik bir bulgudur ve sirozu olan bir hastada saptanırsa biyopsiye gerek kalmadan HCC tanısı konabilir. Karaciğerde şüpheli bir kitle ile birlikte karaciğerin ana toplardamarında (portal ven) pıhtılaşma görülmesi de kitlenin HCC olduğunu kuvvetle telkin eder. Ancak birçok hastada görüntüleme bulguları tipik değildir ve tanı için biyopsi yapmak gerekir. Biyopsi ultrason rehberliğinde trukat (kor) biyopsi yöntemiyle yapılmalıdır.
HCC de tomografi görünümü bazan tipiktir, tanı genellikle iğne biyopsisi ile konur.
Nasıl tedavi edilir?
HCC’ de klasik tedavi yöntemleri cerrahi operasyon ve kemoterapidir. Cerrahi operasyon karaciğerin tümörlü kısmının alınması (rezeksiyon) ya da karaciğer nakli (transplantasyon) şeklinde yapılabilir. Hastada siroz yoksa ya da ileri düzeylerde değilse rezeksiyon tercih edilir, eğer hastada belirgin siroz da varsa hem sirozu hem de kanseri tedavi etmek için transplantasyon yapılmaya çalışılır. Kemoterapi klasik olarak HCC de etkili bir tedavi değildir, ancak son yıllarda “Sorafenib” denen ve tümörün damarlanmasını engelleyen bir ilacın ileri evre HCC hastalarında sağkalımı uzattığı gösterilmiştir.
HCC, minimal invaziv tedavi yöntemlerinin en sık uygulandığı ve en başarılı olduğu kanser türlerinden biridir. Bunun nedeni, karaciğerin büyük bir organ olması nedeniyle perkütan ablasyona uygun olması ve normal karaciğer dokusu ile kanserli dokunun ayrı ayrı damarlardan beslenmesidir. HCC de uygulanan minimal invaziv tedaviler 2 gruba ayrılır: 1. Perkütan ablasyon, 2. Transarteryel (atardamardan) tedaviler. Perkütan ablasyon, ultrason ve tomografi rehberliğinde tümöre özel iğneler yerleştirilerek tümör dokusunun tahrip edilmesidir. Perkütan ablasyon yöntemleri çok çeşitli olmakla beraber HCC için en çok radyofrekans, mikrodalga ve alkol ablasyonu kullanılır. Radyofrekans ve mikrodalga, tümör dokusunu 80-100 dereceye kadar ısıtarak öldüren “termal” ablasyon yöntemleridir ve HCC de daha çok tercih edilirler. Alkol ablasyonu ise, eskiden daha sık kullanılan ancak günümüzde de termal ablasyonun uygulanamadığı ya da yetersiz kaldığı durumlarda çok yararlı olan bir “kimyasal” ablasyon yöntemidir. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, perkütan ablasyonda amaç tümörü çevresindeki sağlam bir doku tabakasıyla birlikte tahrip etmektir. Bu yapılabilirse, perkütan ablasyon cerrahi tedavi gibi tümörü yok eden üstelik bunu ameliyatsız olarak yapabilen bir bir yöntemdir. Bu nedenle HCC ile ilgili tedavi kılavuzlarında, perkütan ablasyon tıpkı cerrahi rezeksiyon ve transplantasyon gibi hastayı kalıcı olarak tedavi edebilen (küratif) bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Karaciğerinde tomografide 2 cm çaplı HCC (oklar) olan hastamızda radyofrekans ablasyon yapılıyor. İşlemden 2 ay sonra tümörün tamamen tahrip edildiği izleniyor.
HCC de bir diğer minimal invaziv tedavi grubu ise transarteryel tedavilerdir. Transarteryel tedaviler de çok çeşitlidir ancak HCC de en sık kemoembolizasyon ve radyoembolizasyon uygulanmaktadır. Kemoembolizasyonda amaç, HCC üzerine etkili olan bazı kemoterapi ilaçlarını (doxorübüsin, mitomisin gibi) bazı tanecik ya da ilaçlarla karıştırarak kitleyi besleyen atardamarlardan direkt olarak tümöre vermektir. Böylece hem tümör damarları tıkanarak tümöre kan gitmesi engellenir (embolizasyon) hem de kemoterapi ilaçlarının haftalarca yüksek yoğunlukta direkt olarak tümörün içine salınması sağlanır. Böylece embolizasyon + intraarteryel kemoterapi yöntemleri kombine edilerek tümör dokusu tahrip edilir. Kemoembolizasyon, HCC de onyıllardır gittikçe daha sık olarak kullanılan ve klasik tedavi kılavuzlarında yer alan etkili bir yöntemdir. HCC hastalarında sağ kalımı belirgin olarak artırdığı gösterilmiştir.
Karaciğerinde 5 cm çaplı HCC olan hastamıza kemoembolizasyon uygulanıyor. İşlemden 2 ay sonra çekilen tomografide tümörün tamamen öldüğü (nekroz) izleniyor (kırmızı oklar).
Karaciğerinde 7 cm HCC (oklar) olan hastamızda önce radyofrekans ablasyon uygulanıyor ve kısmi yanıt elde ediliyor.
Hastaya daha sonra ilave olarak kemoembo lizasyon yapılıyor. Kombine tedaviden sonra tümörün tamamen tahrip olduğu izleniyor
Hangi hastada hangi tedavi uygulanmalıdır?
Karaciğer sağ lobunda dev HCC olan hastada, sağlam sol lob (oklar) portal ven embolizasyonu ile büyütül-dükten sonra sağ lob operasyonla alınıyor. Ameliyat sonrası tümör tekrarlamamış ve hastanın vücutta kalan sol lobu daha da büyümüştür.